içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Cami ve bânî

Cami; insanların bir araya toplandığı yer manasına gelen جمع (cemaa) kökünden türemiştir. Aynı şekilde secde edilen yer manasına gelen Mescid kelimesi de kullanılır.

Ancak Cami dediğimizde daha büyük, mescid dediğimizde daha ufak bir yapıyı kastederiz. Ayrıca Mescidler genelde çatılı yapılardır. Tam tersi olarak Cami dendiğinde ilk akla gelen kubbeli bir yapıdır doğal hafızamızda.

Milletimizin kahir ekseriyetinin kubbeli Camileri daha çok beğenmesi ve tercih etmesiyle birlikte tüm kubbeli camiler birbirine benzetilir. Bunun tam tersi olarak yeni tarz (modern demiyoruz) Camilerin tamamının birbirine benzetildiği de bir gerçektir. Bu durumu milletimizin bu konudaki temel bir algı ve bilgi eksikliği ile izah edebiliriz.

Bu bilgi ve algı eksikliğine rağmen kubbeli Camilerin milletimiz tarafından rağbet görmesinin ana sebebi; batılılaşma süreciyle başlayan İslam dini ile ayrışma ve geri kalmışlığımızın sebebini dinimizde görme olgusuna milletimizin dinini ve kültürünü koruma refleksi ile açıklanabilir.

Bu yüzden geleneksel kubbeli bir Cami yapma geleneği, bilgisi, tekniği, şartları uzun bir süre önce yok olmasına rağmen, milletimizin iç dünyasında kalan inanç, bilgi ve gelenek kırıntılarıyla, ortaya çıkan eserler ne kadar kötü taklitler ve eserler olsa da devam ettirilmiştir.

Bu kapsamda betonarmenin inşaat hayatımıza girdiği tarihten itibaren de geleneksel plan ve kesit şemasını taşıyan kâgir, kubbeli Camiler betonarme olarak inşa edilmeye başlamıştır.

Doğal olarak betonarmeden kaynaklanan kesitler ile geleneksel kâgirde olması gereken kesit ve detaylar olması gerekenin çok ötesinde kötü şartlarda uygulanarak günümüze gelinmiştir.

Bu durum, Tanzimat'la birlikte ortaya çıkan kültürel ve düşünsel ayrışmanın diğer tarafında kalan toplum katmanlarımızla temel bir çatışma alanını oluşturmuştur. Bu kesim tarafından doğal seyrinde oluşan dini yaşamdan uzaklaşma ve dine olumsuz bakış, dini bir yapı olan Camiyi temelde reddetme, eğer bunu yapamıyorsa geleneksel kubbeli Camiyi reddetme şeklinde ortaya çıkmıştır. Ortalama fakir ve cahil bırakılmış halkın kendi imkanlarıyla ve ortadan kaybolmuş sistematikten kalan bilgi kırıntılarıyla yaptıkları betonarme, kubbeli, detayları hatalı, oranları yanlış, en azından mevcut mevzuata dahi uymayan hali bu güruh tarafından beğenilmeme şartı olarak ifade edilmiştir.

Akademik camia ise Cami tasarımı ve sorunları konusuna en baştan itibaren uzak kalmış veya yok saymıştır. Bununla birlikte Mimar Vedat Dalokay'ın Ankara Kocatepe Camii için tasarladığı ve uygulanmayan kesilmiş plak kubbe şeklinde tasarımı ile bu günlerde yıkılması düşünülen Mimar Behruz Çinici'nin TBMM Camisi üzerinden yapılan tartışmalar ise halka inmeyen, sorunları gerçek manası ile ortaya koymayan akademik camia tartışmaları ile ideolojik yaklaşım içeren tartışmalar olarak kalmıştır. Sorunların çözümüne dönük bir yaklaşım da ortaya konamamıştır.  

Bununla birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Cami konusu ile ilgili yaptığı sempozyumlar, akademik camianın konuya dahli ve sorunların çözümü için olumlu çalışmalardır.

Genel olarak Cami yapımı, tasarımı, tarzı ve şekli, taşıyıcı sistemi, arsası, büyüklüğü, minare sayısı, etrafındaki fonksiyonlar, yaptıran kişi ya da kurum gibi başlıklar altında incelenebilecek konunun bu yazıda şu ana kadar ki genel girişinden sonra sadece Bani diye adlandırdığımız yaptıran kişi ya da kurum konusunu işlemeye devam edelim.

Ecdadın yaptığı Camileri görünce ne kadar büyük bir iş becerdiklerini daha iyi anlıyoruz.

Hâlâ dimdik ayaktalar, heybetleri ve tevazu halleri iç içe, hepsi bir sanat harikası, mimari ve süsleme üslupları şahane, dönemlerinin çok iyi temsilcileri.

Osmanlı'da Padişahın, Vezirlerin, Paşaların, Hanım Sultanların, Kazaskerlerin ve bilumum devlet büyüğünün Cami yaptırdığı malumdur. Ancak Arakiyeci ya da Takkecilerin bile yaptırdığı çok güzel Mescidler ve Camiler vardır. Bu Camiler de aynı diğerleri gibi çok güzel eserlerdir.

Tüm bu olumlu hasletler için bir sürü şey söylenebilir ama en önemlisi Banisinin niyeti, genel halet-i ruhiyesi ve Cami yapım hususundaki tavrıdır. Bu durum aşağıdaki ayette şöyle ifade edilmiştir.

Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.(Tevbe Suresi 18. ayet)

Günümüzde Cami yapımında karşılaşılan zorlukları daha önceki “Hayır İşlerine Şeytan Nasıl Karışıyor?” adlı yazımızda incelemiştik. Bununla birlikte bu zorlukları aşmak için gösterilen birçok gayretler de ortada olmakla birlikte Banisinin tavrını irdelemeye devam edelim.

Eğer bir hayırsever bir Cami yaptırmak istiyorsa, bu niyetini has düşüncesi, has gayreti, has hazinesi ve has tavrıyla ortaya koymalıdır. Diğer işlerinde gösterdiği olumlu, teknik, ticari, profesyonel tavrın aynısını Cami yapım işinde de aynen göstermelidir. Niyetini en başından itibaren tüm taraflara açık bir şekilde beyan etmelidir. Söz konusu Allah'ın evi olduğu için daha merhametli ve cömert olmalıdır. Hayrını etrafına bir baskı veya reklam unsuru olarak yansıtmamalıdır. Yaptığı hayırda kendini değil eseri öne çıkarmalıdır. Aşırıya kaçan tüm şeylerden kaçmalıdır. Süreç boyunca şeytanın kendisiyle ve sürecin diğer unsurlarıyla uğraşacağını hiç aklından çıkarmamalı ve her şeyi kanun, yönetmelik, gelenek, disiplin çerçevesinde yapmalıdır. Sürece katılan herkesle açık ve net bir şeklide hesaplaşarak ve hakkını vererek helalleşmelidir.

Tüm bu durumlar Caminin banisinin bir kişi, şirket, vakıf, dernek, kurum, cemaat olduğu durumda da böyledir. Hatta Baninin bir kişi olmadığı durumlarda işler çok daha kolay fitne ve fesada bulaşmakta ve kul hakkı oluşup şeytanın ekmeğine yağ sürülmektedir.

Niyet doğru ve süreç güzel yürütülürse akıbet de güzel olur inşallah.

Bu yazı 704 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum